Anlatan Kare: Yalnızlık – Film ve Dizilerde Sessiz Anlar

Hiç kafede oturdun mu, etrafında herkes konuşurken? Masalar dolu, gürültü var, garson gelip gidiyor. Ama sen orada öylece oturuyorsun ve hiçbir şeyin parçası değilsin. Elinde kahven soğuyor, telefonuna bakıyorsun ama bakmıyorsun aslında. Sadece ordasın. İşte yalnızlık böyle bir şey. Her zaman karanlık bir odada ağlamak değil. Bazen kalabalığın tam ortasında, sessizce olup bitmek.

Sinema yalnızlığı çok iyi anlatır. Çünkü yalnızlık bir bakıştır, bir duruştur, bir sessizliktir. Bugün seninle birkaç kare paylaşacağım. Hepsinde farklı şekillerde anlatılmış aynı his var.

Lost in Translation (2003) – Pencereden Bakmak

Lost in Translation (2003) - Scarlett Johansson otel penceresinde Tokyo şehir manzarasına bakarken, yalnızlık sahnesi

Charlotte sabah uyanıyor. Kocası erkenden çıkmış, odada tek başına. Pencereye gidiyor, Tokyo’nun dev ışıklarına bakıyor. Şehir uyanmış, milyonlarca insan hareket halinde, ama Charlotte orada öylece duruyor. Ne yapacağını bilmiyor. Aslında hiçbir şey yapmayacak, sadece bakacak.

Sofia Coppola bu sahnede mavi tonlar kullanmış, her şey soğuk. Charlotte’un yüzünde ne üzüntü var ne sevinç. Sadece boşluk. Yabancı bir şehirde yabancı bir odada yabancı bir hayat. Dünya dönüyor ama sen dönmüyorsun. Pencereden bakmak, uzakta bir yerlerde hayat olduğunu bilmek ama o hayata dokunamadığını hissetmek. Bazen yalnızlık budur işte.

Taxi Driver (1976) – Camın Arkasında Kalmak

Taxi Driver (1976) - Robert De Niro taksi direksiyonunda gece New York'ta, yalnızlık sahnesi

Travis Bickle taksisini sürüyor. New York sokaklarında dönüp duruyor, müşteri alıyor, bırakıyor. Ama Travis bu şehrin hiçbir yerine ait değil. Sadece seyrediyor. Camın arkasından. Işıklar, insanlar, gürültü. Ama hepsi dışarıda kalıyor.

Scorsese Travis’i hep camın arkasından gösteriyor. Yağmur, bulanık görüntüler, yarı karanlık. Adam şehrin tam göbeğinde ama şehirden tamamen kopuk. Taksi sadece hareket eden bir kutu. Travis içinde ama kimseye dokunmuyor, kimse ona dokunmuyor. Bazen yalnızlık fizikseldir. Senle dünya arasında hep bir cam vardır.

Her (2013) – Kalabalıkta Tek Başına

Her (2013) - Joaquin Phoenix yalnızlık sahnesi

Theodore kalabalığın içinde duruyor. İnsanlar etrafında, omuz omuza ama herkes kendi küçük alanına çekilmiş. Kimse kimseye bakmıyor, kimse kimseyle temas etmiyor. Theodore da onların arasında ama onlara ait değil.

Onu hayata bağlayan şey, yanında olmayan birine duyduğu yakınlık. Samantha ile konuşuyor, Samantha ona cevap veriyor. Ama Samantha orada değil. Hiçbir zaman da olmayacak.

Spike Jonze bu dünyayı yumuşak ve sıcak tonlarla kuruyor. Camın ardında bir şehir var, insanlar var, hareket var. Ama Theodore bu hareketin dışında kalıyor. Kalabalığın ortasında, tek başına. Bir ses var, ama beden yok. Ve bu eksiklik, yalnızlığı daha da görünür kılıyor.

Mr. Robot (2015) – Zihinsel Yalnızlık

Mr. Robot (2015) - Rami Malek metroda kapüşonlu, yalnız, zihinsel yalnızlık sahnesi

Elliot metroda. İnsanlar gelip geçiyor. Onları izliyor ama kimseyle konuşmuyor. Konuşamıyor zaten. Kafasının içinde sürekli bir ses var, o sesle yaşıyor. Etrafındaki insanlar gerçek ama Elliot için soyut. Sadece figürler. Elliot kendi kafasında.

Sam Esmail Elliot’u hep kadraja sıkıştırarak çekiyor. Dar açılar, karakterin etrafında boşluk yok. Elliot fiziksel olarak insanlarla iç içe ama zihinsel olarak çok uzakta. Bu sahne bu yüzden rahatsız edici. Adam etrafındaki dünyayı görüyor ama o dünyaya giremediğini biliyor. Yalnızlık bazen sosyal bir şey değildir, zihinseldir. Sen kendinle bile yalnızsındır.

Blade Runner 2049 (2017) – Dokunamayan El

Blade Runner 2049 (2017) - K hologram Joi'ye dokunmaya çalışırken, yalnızlık sahnesi

K duruyor. Karşısında Joi var. Ona bakıyor, elini uzatıyor. Joi de ona doğru geliyor. Birbirlerine çok yakınlar ama aralarında hâlâ aşılmaz bir mesafe var. Dokunmak üzereyken el havada kalıyor. Çünkü Joi gerçek değil.

K seviyor gibi yapmıyor artık. Bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor. Karşısındaki bir hologram ama yine de ona ihtiyaç duyuyor. Denis Villeneuve bu sahneyi soğuk ve sert tonlarla kuruyor. Mavi, gri, metalik ışıklar. Dünya yapay. Aralarındaki bağ da öyle. Ama K’nın hissettiği şey hiç öyle değil.

Yalnızlık bazen sahte bir yakınlığa tutunmak değildir. Bazen, dokunamayacağını bilerek elini orada tutmaktır.

Neon Genesis Evangelion (1995) – Boş Tren

Neon Genesis Evangelion (1995) - Shinji boş trende tek başına oturuyor, anime yalnızlık sahnesi

Shinji trende oturuyor. Tren boş. Başı önünde, elleri kavuşturulmuş. Nereye gittiğini bilmiyoruz. Belki de gitmiyor, sadece oturuyor. Tokyo-3’te milyonlarca insan var ama bu karede kimse yok.

Hideaki Anno bu sahneyi sessiz bırakır. Sadece trenin sesi duyulur. Shinji konuşmaz; konuşacak kimse yoktur zaten. Mavi tonlar her yeri kaplar. Soğuk, steril, mesafeli.

Shinji orada durur ve sen de onunla oturursun. Evangelion yalnızlığı açıklamaz, tarif etmez. Sadece gösterir: boş bir tren, hareketsiz bir çocuk ve bitmeyen bir iç sessizlik.

Yalnızlık her zaman ağlamak değildir.
Bazen pencereden bakmaktır.
Bazen metroda oturmaktır.
Bazen kimsenin gerçekten orada olmadığı bir konuşmayı sürdürmektir.

Sinema bu anları sever. Çünkü bazen bir kare, uzun uzun anlatılan duygulardan daha dürüsttür.
O kareye baktığında kendinden bir şey buluyorsan, belki de yalnız değilsindir.
Sadece aynı sessizliğe bakıyorsundur.