Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Matrix’i izledikten sonra o his… Etrafındaki her şeyi farklı görmeye başlarsın. “Acaba gerçek mi?” diye sorgulamaya başlarsın. Kırmızı hap mı, mavi hap mı sorusu kafanda dönüp durur.
İyi haber: Matrix tek değil. Sinema tarihinde gerçekliği sorgulatan, simülasyon teorisine dokunan, “sen kimsin?” sorusunu farklı şekillerde soran onlarca muhteşem film var. Bazıları Matrix’ten önce çekilmiş, bazıları sonra. Ama hepsi aynı rahatsız edici, düşündürücü, “bir daha izlemem lazım” hissini veriyor.
Hazırsan, başlayalım.
Ne zaman çekildi: Matrix’ten 1 yıl önce
Matrix’i sevdiysen Dark City’yi izlememen suç olur. Hatta bazıları Matrix’in bazı setlerini Dark City’den aldığını söyler (aynı yıl, aynı stüdyolar).
John Murdoch bir sabah uyandığında hiçbir şey hatırlamıyor. Şehir sürekli gece. Güneş hiç doğmuyor. Ve garip yaratıklar gerçekliği yeniden şekillendiriyor gibi.
Matrix gibi “gerçek nedir?” sorusunu soruyor ama daha gotik, daha film noir, daha karanlık bir atmosferde. Eğer Matrix’in distopik havasını sevdiysen, Dark City seni içine alıp bırakmayacak.
Neden izlemeli: Matrix öncesi cyberpunk estetiği, hafıza ve kimlik üzerine sorular, Alex Proyas’ın görsel dehası.

Ne zaman çekildi: Matrix ile aynı yıl
1999 harika bir yıldı. Üç tane “gerçeklik simülasyonu” filmi çıktı aynı anda. The Thirteenth Floor en az bilinen ama en çok düşündüren olanı.
1999’da bir programcı, 1937 Los Angeles simülasyonu yaratır. Ama simülasyon içindeki karakterler gerçek olduğunu sanıyor. Sonra programcı öldürülür. Ve asıl soru ortaya çıkar: Acaba bizim dünyamız da bir simülasyon mu?
Matrix’teki “üst seviye gerçeklik” kavramını katman katman işliyor. Twist finali seni iki gün düşündürür.
Neden izlemeli: Simülasyon teorisinin en net hali, 1930’lar vs 1990’lar karşılaştırması, twist finale hazır değilsin.

Ne zaman çekildi: Matrix ile aynı yıl
David Cronenberg’in bakışı her zaman biraz… rahatsız edici. eXistenZ’de sanal gerçeklik oyunları var ama bedenle bağlantılı. Oyun konsolu değil, organik bir şey. Omurgana takılıyor.
Allegra Geller isimli oyun tasarımcısı yeni oyununu test ediyor. Ama oyun mu gerçek mi, gerçek mi oyun mu artık kimse bilmiyor. Matrix gibi “hangi seviyede olduğumuzu” sorgulatıyor ama Cronenberg tarzı vücut korkusuyla.
Neden izlemeli: Jude Law genç hali, Cronenberg’in body horror estetiği, oyun-gerçeklik sınırının tamamen silinmesi.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 1 yıl önce
Jim Carrey’in en ciddi rollerinden biri. Ve belki de Matrix’in en “yakın” tematik kuzeni.
Truman Burbank hayatının reality show olduğunu bilmiyor. Doğduğu andan beri 5000 gizli kamerayla çekiliyor. Herkes aktör. Şehir dev bir stüdyo. Gökyüzü bile sahte.
Matrix’teki “kırmızı hap” anını Truman’da da görüyorsun. Ama burada distopya teknolojik değil, medya odaklı. Daha insani, daha rahatsız edici bir şekilde.
Neden izlemeli: Jim Carrey’in dramatik performansı, TV kültürü eleştirisi, gerçeklik kafesinden çıkış metaforu.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 11 yıl sonra
Christopher Nolan’ın “Matrix neyse benim versiyonum bu” dediği film. Ama Matrix’teki simülasyon yerine rüyalar var.
Dom Cobb ve ekibi insanların rüyalarına giriyor ve fikir çalıyor. Ama bir gün tersini yapmaları isteniyor: Fikir yerleştirmek. Rüya içinde rüya içinde rüya… Hangi seviyedesin artık anlayamıyorsun.
Matrix’teki “gerçek nedir?” sorusu burada “uyanık mısın?” sorusuna dönüşüyor. Ve o dönen topaç… Hâlâ tartışılıyor.
Neden izlemeli: Nolan anlatım karmaşıklığı, katman kavramı, Hans Zimmer müziği, “BRAAAM” sesi (her filmde var artık).

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 9 yıl önce
Arnold Schwarzenegger’in en bilim kurgu filmi. Doug Quaid sıradan bir işçi. Mars’a gitmek istiyor ama parası yok. Bu yüzden Rekall şirketine gidiyor: Sahte hatıra implant ediyorlar, Mars’a gitmiş gibi oluyorsun.
Ama bir şeyler ters gidiyor. Quaid’in aslında hafızası silinmiş bir ajan olduğu ortaya çıkıyor. Ya da bu da mı implant edilmiş bir hatıra?
Matrix’teki “hangisi gerçek?” sorusunu 1990’da sormuş. Ve cevabı sana bırakıyor.
Neden izlemeli: Philip K. Dick hikayesi (Matrix gibi), Paul Verhoeven’in aksiyon tarzı, belirsiz final.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 7 yıl sonra
Satoshi Kon’un başyapıtı. Japonya’da bir cihaz icat ediliyor: İnsanların rüyalarına girebiliyorsun. Terapide kullanılıyor. Ama cihaz çalınıyor ve rüyalar gerçeklikle karışmaya başlıyor.
Matrix’teki sanal gerçeklik kavramını rüya dünyasına taşıyor. Ama anime olduğu için görsel özgürlük sınırsız. Rüya sekansları öyle absürt, öyle yaratıcı ki Inception’ın ilham kaynağı olduğu kesin.
Neden izlemeli: Anime’ye alışkın değilsen bile izle, rüya-gerçeklik geçişleri, Inception’dan önce katman anlatımı.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 2 yıl sonra
Mamoru Oshii’nin (Ghost in the Shell yönetmeni) live-action filmi. Polonya’da çekilmiş, Japonca konuşulan, Matrix estetiğine çok benzeyen ama bambaşka bir film.
Gelecekte illegal bir sanal gerçeklik oyunu var: Avalon. Oyuncular gerçek dünyadan kaçmak için oynuyor. Ama oyunda kaybolanlar var. Ash isimli oyuncu kayıp seviyeyi arıyor.
Matrix’in soğuk, sepia tonlu estetiğini seviyor musun? Avalon daha da ileri götürüyor. Neredeyse tüm film sarı-kahverengi tonlarda.
Neden izlemeli: Oshii’nin felsefik yaklaşımı, özgün görsel stil, Ghost in the Shell ile Matrix arası bir yerler.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 18 yıl sonra
Denis Villeneuve’ün Blade Runner devamı. Replikantlar (android’ler) insan gibi. Duygular hissediyorlar. Ama gerçek mi değiller mi?
K isimli bir Blade Runner (replikant avcısı) kendisi de replikant. Ama bir gün belki de gerçek doğduğunu düşünmeye başlıyor. “Ben gerçek miyim?” sorusu Matrix’teki kadar güçlü.
Matrix’teki “makine mi insan mı?” ikilemi burada “yapay mi doğal mı?” oluyor. Ve cevabı bulamıyorsun.
Neden izlemeli: Roger Deakins görüntü yönetimi (muhteşem), yavaş ama derin anlatım, insanlık tanımını sorgulatması.

Ne zaman çekildi: Matrix’ten 26 yıl önce
Michael Crichton’un hem yazdığı hem yönettiği film. Dizi değil, orijinal 1973 filmi.
Gelecekte bir tema parkı var: Westworld. İçinde android kovboylar var. Zenginler gelip Vahşi Batı fantezilerini yaşıyor. Android’leri öldürebiliyorlar, güvenli. Ama bir gün android’ler arızalanıyor ve gerçekten saldırmaya başlıyor.
Matrix’teki “simülasyon kontrolden çıkıyor” fikri burada başlıyor. Yul Brynner’ın oynadığı android kovboy ikonik. (HBO dizisinin ilham kaynağı burası.)
Neden izlemeli: Matrix’in proto-versiyonu, android ayaklanması teması, Yul Brynner’in soğuk performansı.

Matrix’teki felsefi derinliği arıyorsan: Dark City, eXistenZ Twist finalleri seviyorsan: The Thirteenth Floor, Total Recall Görsel şölene bayılıyorsan: Blade Runner 2049, Paprika Katman anlatımını seviyorsan: Inception, Avalon
Hepsi de Matrix gibi bir şey yapıyor: Gerçekliğe farklı bir gözle bakmana neden oluyor. İzledikten sonra “acaba?” diye düşünmeye başlıyorsun. Ve bu his… işte sinema bu yüzden var zaten.
Son not: Bu filmlerden birini izledikten sonra dışarı çıktığında etrafına biraz daha dikkatli bakacaksın. “Acaba ben de bir simülasyon içinde miyim?” diye. Normal. Hepimiz o hissi yaşadık.